Kızarmış Tavuk Restoran Zinciri Hayali Olan Adamın Sıra Dışı Hikayesi

Aşağıdaki hikayeye pek çoğunuz aşinasınızdır. Aaa ben bunu zaten biliyorum demeyin. O sizin bildiğiniz bu değil :)

Uzun zamandır işsizdi.
Çalıştığı dönemde biriktirdiği az miktardaki para da bitmek üzereydi.
İşsizlik, parasızlık ve umutsuzluk içinde uyandığı günün sabahında karısını evin kapısında gördü.
"Gidiyorum" dedi kadın. Artık annemin evinde yaşayacağım. Ne zaman gerçek bir erkek gibi bu evin masrafını karşılayacak parayı kazanırsın, o zaman gelirim.
Ve kapıyı çarpıp gitti.
Oysa bir işi olduğu, kazandığı dönemlerde ne güzeldi.
Hafta sonları arkadaşları gelir, bahçede mangal yaparlardı.
Sırrını sadece kendisinin bildiği özel sosuyla, misafirlerine ne güzel tavuklar pişirirdi. Her yiyen bir daha ister, neredeyse parmaklarını yerdi.

O tavuk sosu geldi aklına. Tabi ya. Bu özel sosun tarifini restoranlara satabilirdi. Kim bilir belki bir gün kendi tavuk restoranını açardı. Kendini böyle hayal etti. Üzerinde koskoca markasının yer aldığı önlüğünü giymiş, devasa ocağın başında özel soslu tavuklarını kızartıyor, müşteriler uzun kuyruklar oluşturuyordu. Bir tane, bir tane daha. Bir kaç yıl içinde bütün Amerika'da tavuk restoranları olacaktı. Belki, belki de bir gün tüm dünyada adı duyulacak ve herkes onun leziz tavuklarını yemek için sıraya girecekti.

Hayali bile güzeldi. İçini sıcacık bir mutluluk sardı. Hemen kalktı ve eski kamyonetine atladı. Tek tek bütün restoranları ziyaret edecek ve "Elimde çok leziz bir tavuk tarifi var, isterseniz bunu size satarım" diyecekti. İlk restorana girdi. Restoranın sahibi güldü. Neden senden böyle bir şeyi satın alayım ki?

İlk denemesi başarısız olmuştu. Ama olsun, ikinciye de girdi ve elindeki sırrın ne kadar lezzetli tavuklar yapacağını anlatmaya başladı. O restoran sahibi de ilgilenmediğini söyledi. Üçüncüsü alay etti. Böyle böyle tam 100 tane yeri dolaştı. Hepsinden hayır cevabı aldı. Yılmadı. "Ülkede daha on binlerce restoran var, elbette bir tanesi alacak" diye düşündü.

500'üncü restoran ziyaretini bitirdiğinde elindeki kağıda bir çarpı daha koydu. O da ilgilenmemişti. Böyle böyle aylar geçiyordu. Karnını doyurmak, yatacak bir yer bulmak için, gittiği restoranlarda günü birlik bulaşık yıkıyor, bazen ocak başında etleri çeviriyor, kapandıktan sonra gece geç saatlere kadar restoranları temizliyordu. Kazandığı günlük ücretlerle kamyonetine yakıt alıyor, bazı geceler temizliğini yaptığı restoranlarda, çoğu geceler kamyonetinde uyuyordu.

1000'inci restorandan da hayır cevabı aldığında başlayalı neredeyse iki yıl oluyordu. Yine de umudunu kaybetmedi. Günün birinde tüm Amerika'da hatta dünyanın her yerinde kendi "Kızarmış Tavuk Restoranı" zinciri olduğunu hayal ediyor ve bu hayal ona devam edecek gücü veriyordu. Yılmamalıydı. Sebat etmeli, devam etmeliydi. Bir şeyi gerçekten hayal eder ve bıkmadan usanmadan her kapıyı çalarsa elbet bir gün bir kapı kendisine açılacak ve evrendeki tüm enerjiler de bu hayalini gerçekleştirmek için onun yanında olacaktı. Hem okuduğu tüm kişisel gelişim kitapları da, dinlediği tüm motivasyon konuşmaları da aynı şeyi söylemiyor muydu? Bunları düşünerek tüm olumsuz düşünceleri uzaklaştırdı kafasından. Bu karşılaştığı zorluklar günün birinde torunlarına anlatacağı öğretici anılar olacaktı ve hatta bir gün onun bu mücadelesi anlatılırdı dilden dile. Kim bilir.

1020'nci restoran oto yoldan epeyce uzakta, pek kimselerin gelip geçmediği sarp ve kayalık bir yerdeydi. Sık sık tehlikeli virajların olduğu bu yolu pek kimse tercih etmez, haliyle müşterisi de çok az olurdu. Ümitsizce içeri girdi ve "Size çok müşteri kazandıracak harika bir kızarmış tavuk tarifim var, ilgilenir misiniz?" dedi tam 1020 kez olduğu gibi. Restoran sahibi "Olur, gel otur konuşalım, zaten baksana müşteri de yok" dedi.

Bugün O'nun günüydü. Sevinçten çılgına dönmüştü. İşte dedi, hayallerim gerçekleşiyor, nihayet şansım döndü. Bu adam kabul etti. Hem tarif için 1000 dolar almış hem de satışlardan %15 komisyon almak üzere anlaşma yapmıştı. İlk 3 ay kendisi bizzat bu özel tarif ile ocak başında tavukları kızartacaktı. Hemen işe koyuldu. Tıpkı evinde misafirlerine pişirdiği eski günlerdeki gibi sosunu hazırladı. Her yiyen bir tane daha istiyor, kasabaya gidenler eşine dostuna anlatıyor, bu süper lezzetli tavukları tatmaları için arkadaşlarını o restorana getiriyordu. Önceleri kimselerin gelmediği restoran artık dolup taşıyordu. Ünü yakındaki diğer kasabalara da yayılmıştı. İş muhteşem büyüyordu. Gün sonunda kazandığı parayı sayarken kalbi sevinçten fırlayacakmış gibi atıyor, gözünün önüne tüm dünyadaki kızarmış tavuk zinciri geliyor, heyecandan uzun süre uyuyamıyordu.

Bir gün restoran sahibi onu çağırdı. İşler çok iyi gidiyor ama burası küçük geliyordu. Yakındaki oto yol üzerinde büyük bir yer almış ve oraya da ikinci restoranı açacağını söylüyordu. Bu leziz tarifi orada da uygulayacaktı. Ancak bu yeni restoran için ikinci kez 1000 dolar daha vermek istemiyordu. Artık sırrı bildiğine göre ne burası için ne de o restoran için komisyon ödemesine de gerek yoktu. "Buradaki işin bitti" dedi. "Sonsuza kadar sana komisyon ödeyemem. Bu nedenle yarın eşyalarını da toplayıp burayı terk etmeni istiyorum."

Sarsılmıştı. Adamın sözleri kulaklarında, beyninin en ücra köşelerinde yankılanıyordu. Vücudunun her zerresi üzüntü, nefret, şaşkınlık ve daha yeni hissettiği pek çok tanımsız kötü duyguyla kasılıyordu. Kendini kamyonetine attı. Bir yandan derin nefes almaya çalışıyor, bir yandan alnında biriken soğuk terleri siliyordu. Arabasıyla en tepeye çıkıp orada herkesten uzak biraz zaman geçirecek, başına gelen bu hayal kırıklığıyla baş etmeye çalışacaktı. Virajları dönerken istemsizce gözünden yaşlar boşalıyordu. Önündeki çakıl birikintisini fark etmedi. Önce tekerlekler, sonra direksiyon kontrolden çıktı ve araç şarampole yuvarlandı. Önce anlayamadı, araç mıydı büyük bir gürültüyle taklalar atarak dönen yoksa bastırmaya çalıştığı o adamın sesi ve beyninin kendisine oynadığı bir oyun mu? Eski kamyonet büyük bir kayaya sertçe çarparak durabildi. Canı yanmamıştı, hiç bir şey hissetmiyordu. Gözlerini yumdu, dünyanın dört bir yanında parlak ışıkları geceyi aydınlatan restoranlarını hayal ederek son nefesini verdi.

Kimdi bu adam?
Adı neydi biliyor musunuz?
Hayır mı?
Bilmiyor musunuz?
Ben de bilmiyorum.

Günümüzün sistemi böyledir işte. Hayal ettiği büyük kızarmış tavuk zincirini kurabilmiş olanların hikayelerini biliriz. Kuramamış olanlarınkini bilmeyiz. Önemsemeyiz de.
İsterse hayallerinin peşinde binlerce kapıyı zorlamış olsunlar, zorluklarla, imkansızlıklarla yıllarca mücadele edip dursunlar, onların hikayelerini de bilmeyiz, adlarını da.
Hayal gücü, istek, sebat, vizyon, çok çalışma, olumlu düşünme ve daha bir çok ağdalı laf.
Neticede insanlar karşılaştığınız fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinizle ilgilenirler.
Uyduruk kişisel gelişim ve motivasyon dünyasından, Gerçek Dünyaya Hoş Geldiniz.

Geri Dön Geri Dön

YORUMLAR


E-postanız Yayınlanmayacaktır.

Karakter  Kaldı

Başkentimiz Neresidir? (Küçük Harflerle)

Ahmet
Birkaç yıl önce ünlü futbolcularla ilgili bir belgesel izlemiştim. Beckham falan, birkaç ünlü futbolcu hep aynı altyapıdan yetişmişler ve 5 ya da 6 süper futbolcu çıkmış o dönemden. Yıllar sonra o takımdaki diğer futbolculardan birini gösteriyordu. Devletin verdiği yardım paralarıyla ailesine yemek alabiliyordu adam. Düşünsene; Beckham falan çocukluk arkadaşın, onlar süper yaşıyor, sen yardım parasıyla geçiniyorsun... Aynı senin hikaye gibi.