Van Minute, Van Depreminden Çıkarılacak Bir Dakikalık Dersler

Van depreminde hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet ve yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Yaralılara da acil şifalar.

Van depreminde yaşananlardan ders alabilir ve sorunların tekrarlanmaması için bu sorunları ve çözümlerini kayıt altına alır ve uygulayabilirsek sonraki felaketleri daha acısız atlatabiliriz.

1. Van depreminin en temel sorunu, depremde hayatta ve dışarıda kalan insanların barınma ihtiyacının karşılanması olmuştur. Soğuk havada, gerek yakınları göçük altında olduğundan gerekse artçı sarsıntıların getirdiği korkudan evlerine giremeyen insanların barınma ihtiyacı birincil sorun olmuştur. Bu soruna yol açan, böyle bir felaket anında yetkili ve görevlilerin ne yapacaklarına dair pratik ve önceden tatbikat yapmamalarıdır.

600.000 kişiyi etkileyen bir depremde 600.000 insan dışarıdaysa en fazla 5 kişinin yaşayabileceği çadırları düşündüğümüzde 120.000 çadır gerekecek ve bu çadırların da 24 saat içinde bölgeye sevk edilmesi ve kurulması gerekecektir. Bu mümkün olmayacağına göre ne yapılmalıdır? Birinci problem budur.

Çadırlar dağıtılırken, villasının önüne iki çadır kurduran müteahhit örneğinde olduğu gibi bu çadırların kime gittiği belli olmamıştır. Bu felakette birincil şekilde çadır ihtiyacı olanlar evleri tamamen yıkılmış olup kalacak hiçbir yeri olmayanlar ve hastalar, yaşlılar gibi başkasının bakımına muhtaç olanlardır. Daha sonra evleri tamamen yıkılmasa da ağır hasarlı olduğu için kesinlikle evlerine girişi mümkün olmayanladır. Ancak bunlar dururken evlerinde hiç hasar olmadığı halde sadece korkudan evlerine girmeyen kişilerin pek çoğu çadır almıştır. Hatta bu çadırları başkalarına satmak için alanlar, çadırları çalanlar görülmüştür. Bu durum çadır dağıtımında ne kadar bilgi ve güvenlik zaafiyeti olduğunu göstermektedir.

Bunun çözümü insanlara çadır dağıtıp bunu istediğin yere kur şeklinde olmamalıdır. Bunu yaparsanız işte o müteahhit örneğindeki gibi adam iki çadır alır villasının bahçesine kurar. Evi tamamen yıkılıp açıkta kalmış olan adam dururken binasında hiçbir şey olmayıp sadece korkusundan evine giremeyen adam da çadır alıp evinin yakınına kurar.

Bunun çözümü organize bir şekilde çadır mahalleler kurup ihtiyaç öncelikleri gözetilerek insanların buralara yerleştirilmesidir. Öyle ki ancak bu şekilde toplu çadır mahalllerine ortak yemek yenebilecek büyük çadırlar ve sahra yemekhaneleri, tuvalet, banyo, çamaşırhane, temiz içme suyu, sıhhi ekipman ve ilaç sağlanabilir. Al çadırı istediğin yere kur demekle bu hizmetleri vermek mümkün değildir.

Deniyor ki "Efendim insanların yakınları göçük altında, kimse evini veya göçük altındaki yakınlarını bırakıp çadır kentlere gitmek istemiyor." Hayır efendim, senin yeterli sayıda ve bilgili uzman arama kurtarma ekiplerin varsa, o kişilerin yıkıntıların yakınında oturup olan biteni izlemesinin bir faydası yoktur. Bir yakının ameliyat olduğunda ameliyathaneye girebiliyor musun? Hayır. Sana gösterilen yer olan bekleme odasında bekliyor ve o ameliyatta uzman olan doktorların rahatça çalışmasına fırsat verip gelecek hayırlı haberleri bekliyorsun. Biliyorsun ki sen ameliyattan anlamazsın ve ameliyathaneye girsen de bir faydan olmaz. Bunun gibi o insanlar da yıkık altından insan kurtarma işini bu işte uzman olan ekiplere bırakmalı ve kendilerine gösterilen yerde haber beklemelidirler. Tabi ki göçük altında yapılan kurtarma çalışmalarının neticeleri konusunda bu çadır mahallelerdeki kişilere bilgi akışı sağlanmalıdır. Belki dönüşümlü olarak özellikle ailenin erkekleri veya gençlerinden birer kişi göçük altındaki yakınlarından haberdar olabilmek için çalışmaların yakınlarında bulunabilirler. Ancak tüm ailenin göçük yakınına çadır kurup beklemesi gibi duruma müsaade edilmemelidir. Çünkü herkesin böyle yaptığı bir durumda ne çadırların adil ve gerçek ihtiyaç sahiplerine dağıtımı ne de bu kişilerin yemek, ısınma, temiz su, tuvalet ve benzeri ihtiyaçlarının karşılanması mümkün olamaz.

2. Büyük felaketlerde yeterli sayıda çadır, prefabrik ev gibi barınma ihtiyaçlarının karşılanması sadece devletin değil vatandaşın da katlılarıyla sağlanabilir. Van depreminde görüldüğü gibi yapılan açıklamada Kızılay'ın stoklarında 50.000'e yakın çadır olduğu bildirilmiştir. Bu çadır stoğu, dağıtımdaki aksaklıklar da olunca asla yeterli olmamıştır. Bu deprem Van ve Erciş gibi nüfusu çok ta fazla olmayan yerde olduğu halde durum budur. Eğer İstanbul gibi bir yerde ve kış günü olsaydı ortaya çıkacak manzarayı bir düşünün. Kızılay diyor ki 600.000 kişinin etkilendiği bu depremde herkese çadır verebilmek için 120.000 çadır gerekir. Bu çadırların depolama ve bakım maliyetleri düşünüldüğünde bunun altından kalkılamaz.

Benim önerim bu konuda vatandaştan yardım alınması ve gönüllü vatandaşların seferber edilmesidir. Şöyle ki. Pek çoğumuzun evinde tavan arası, müştemilat, ardiye gibi en az bir tane çadırı koyabilecek yer mevcut. Hatta bu konuya duyarlı işyerlerini de dahil edersek pek çok büyük firmanın deposunda değil 1 çadır, 10 çadırı bile çok kolaylıkla muhafaza edebileceği fazladan yerler mevcuttur. Nasıl ki elimizdeki ruhsatlı silahlar veya arabalarımız bir savaş halinde seferberlik kaydına alınıyorsa bu şekilde bir felaket durumunda kullanılmak üzere çadır ve benzeri ekipmanlar gönüllü vatandaşlarca bulundurulup bunların bakımını ve barındırılmasını yapabilirler. Böyle bir ihtiyaç anında, gösterilen toplama merkezlerine kendi araçları ile bırakabilirler. Pratik olarak şöyle özetleyebilirim. Ben Kızılay'a başvurup bir çadırın muhafazası ve bakımı ile ilgili gönüllü oluyorum. Bana bir teslim ve taahhütname belgesi ile birlikte bu çadır teslim ediliyor. Evimin veya işyerimin deposunda bu çadırı muhafaza ediyorum. Böyle bir felaket anında Kızılay ihtiyaç adedine göre bir duyuru yapıyor ve diyor ki "Çadır numaraları 3 ve 9 ile biten kişiler ellerindeki çadırları şu toplama merkezlerine getirsin". Ben de bakıyorum ki benim çadır numaramın sonu 3 ile bitiyor ve bana en yakın toplama yeri Alibeyköy toplama merkezi. Hemen çadırı alıp oraya götürüp teslim ediyorum. İşte böylece değil 120.000, milyon tane çadır veya benzeri ekipman devlete maliyeti olmadan stoklanabilir. Denebilir ki çadırların maliyetini unutuyorsun. Hayır, bir çadırın maliyeti nedir ki? Ama eğer maliyet ise de benim güzel yurdum insanım bunu da para vererek alıp evinde veya işyerinde muhafazasını yapar. Sizin başınıza da bu felaket gelebilir di. Kendinizi eviniz yıkılmış ve soğukta dışarıda tir tir titrerken düşünün. Felaket ne kadar büyük olursa olsun bir yerlerde sizin başınızı sokabileceğiniz bir çadırın var olması iyi olmaz mı?

3. Arama ve Kurtarma Ekiplerinin Pratik ve Tatbikat Eğitimi


resim kaynak: http://fotogaleri.ntvmsnbc.com

Göçük altından hayat kurtarma başlı başına bir uzmanlık. Bu ancak bu konuda deneyimli ve uzman ekiplerin yapabileceği bir iş. Bizim gibi sıradan vatandaşlar ise ancak onların talimatıyla destek hizmeti verebilir. Hiçbir bilgisi ve deneyimi olmayan insanların göçük altından hayat kurtarmaya çalışması, beklenenin aksine daha vahim sonuçlara sebep olabilir.

Arama ve kurtarma ekiplerinin teorik bilgilerini artırmak için değişik ülkelerin bu konudaki uzmanları ile zaman zaman bir araya gelmesi ve deneyimlerini paylaşması, sık sık eğitim ve seminerlerle bu bilgilerini artırması yerinde olacaktır. Örneğin ülkelerinde sık sık deprem olan Japon arama kurtarma ekipleriyle bu konuda bilgi ve pratik deneyimlerini paylaşabilirler. Ancak bu bilgiler pratik ve tatbikatlar ile gerçek hayata en yakın şekliyle yaşanmadıkça çok bir anlamı yoktur. Bunu sağlamak için benim görüşüm "felaket zamanları dışında, yıkılması gereken binaların bu arama ve kurtarma ekiplerinin hizmetine verilerek, göçük altından kurtarma tatbikatı için kontrollü şekilde yıkılması ve tatbikata açılmasıdır." Şunu demek istiyorum. Normal zamanlarda bir binanın gerek yaşlı olduğu için gerekse başka nedenlerle yıkımı gerekiyorsa oraya bir iki iş makinesi gönderip yıktırmadan önce bu arama ve kurtarma birimlerinin tatbikatına tahsis edilmelidir. Arama ve kurtarma birimleri tatbikat yapabilsin diye gerçek dünyadaki şekliyle bina yaptırılıp yıktırılması çok büyük maliyettir. İşte bu maliyetin olmaması için zaten yıkılacak bir bina varsa o bina bu arama ve kurtarma birimlerinin tatbikatına bir iki günlüğüne tahsis edilsin ve o şekilde yıkılsın diyorum. Örneğin yıkımdan önce içine gerçek insan benzeri vitrin mankenleri konsun, çeşitli kullanılmış eşyalar konsun ve deprem benzeri şekilde kontrollü olarak yıkılsın. Sonra eğitim amaçlı incelemeler ve kurtarma çalışmaları başlasın. Bu şekilde arama ve kurtarma birimleri sadece felaket zamanlarında değil normal zamanlarda da gerçek örneklerle sürekli olarak hem bilgilerini hem pratiklerini geliştirsinler. Bu yapılırsa, her biri yüzlerce kez tatbikat yaparak göçük altından en kısa sürede kurtarma nasıl yapılır bilen ekipler teşekkül ettirilebilir. Çünkü gerçek felaket zamanlarında, ne yapacağını ve nasıl yapacağını bilen, tecrübeli ve uzman ekiplere ihtiyacımız var.

Arama kurtarma ekiplerinin dışında sıhhiye, lojistik, yardım malzemesi dağıtımı, sahra yemekhanesi kurulumu ve toplu yemek pişirme, umumi tuvalet ve çamaşırhane kurulum, temizlik vb destek personelleri de her zaman bir felaket olabilecekmiş gibi hazır ve deneyimli olmalı ve bu şekilde eğitilmelidir.

4. Yardım Malzemelerinin Toplanması ve Tasnifi felaket bölgesinde değil başka yerde yapılmalı ve felaket bölgesine hazır olarak gitmelidir.


resim kaynak: http://fotogaleri.ntvmsnbc.com

Van depremindeki tecrübe göstermiştir ki milletimiz bir felaket anında, dünyanın hemen hiçbir yerinde görülemeyecek şekilde bir duyarlılık göstererek kenetlenmekte ve muhtacın yardımına koşmaktadır. Bu yardımların toplanması ve tasnifinde Van depreminin işaret ettiği sorunlar ve çözüm şöyle olmaktadır.

Van depreminde yardımlar direkt olarak felaket bölgesine gönderilmiş ve orada toplanıp tasnif edilmesi çeşitli sorunlara neden olmuştur. Bölge zaten yıkım altında olduğundan bu yardımların toplanması ve tasnifi için yeterli yer ve rahatlık bulunamamıştır. Zaten yer yok, zaten soğuk var, zaten insanlar yorgun ve bezgin. O ortamda bu toplama ve tasnif işleri olmamalı. Felaketten etkilenmemiş olan yakın bir yer seçilip yardımların toplama, ayıklama ve tasnif üssü olarak seçilmeli ve kullanılmalıdır.

Yaşananlar pratikte şunlardır. Deprem bölgesine gönderilenler arasında kullanılmış iç çamaşırından ince topuklu kadın ayakkabısına varana kadar düşüncesizce gönderilmiş eşyalar bulunmuştur. Zaten evini barkını kaybetmiş ve rencide olmuş olan bu insanlara bir de kullanılmış, kirli ve kötü kokan eşyaların verilmesi onları daha da rencide edecektir. Bunun olmaması için toplanan yardımların felaketzedelere ulaştırılmasından önce ayıklaması ve tasnif edilmesi şarttır. Bunun için büyük depolar ve tasnif elemanları gerekir. Yardımlar felaket bölgesine gönderilmeden önce bu çalışmalar yapılmış olmalıdır ve öyle ki felaket bölgesinde direkt olarak kullanıma hazır olmalıdır. Bir çadırda ortalama 5 kişi kalmaktadır. Dolayısıyla 5 tane battaniyeye ihtiyaç duyulmaktadır. Öyleyse battaniyelerin beşerli şekilde paket yapılması bile başlı başına bir iştir. Aynı şekilde en ihtiyaç duyulan ilaç, sıhhi malzeme, konserve, temizlik malzemesi, bebek bezi vb. tasnifi ve uygun adetlerde paketlenmesi büyük önem arzetmektedir. Bu mmalzemeler felaket bölgesine geldiğinde artık zaman kalmamıştır. Herkes büyük ihtiyaç içindedir ve kimsenin beklemeye tahammülü yoktur. Bu nedenle bu işler o felaketten etkilenmemiş olan yerlerde yapılıp felaket bölgesine hazır bir şekilde gelmeli ve vakit geçirmeden dağıtılmalıdır.

5. Yapıların yaygın ve etkin denetimi ve denetim zaaflarının önlenmesi.

Van depreminin görüntülerini izleyen herkesin dikkatini çeken ortak nokta bazı binaların dimdik ayakta kalırken aradaki bazı binaların altüst olmasıydı. Bu nasıl olabilir? Neden bazı binalar sapasağlam ayaktayken bazıları onlarca insanın ölümüne yol açtı. 1999'daki büyük depremden ders alınmamış veya alınan derslerin çoktan unutulmuş olduğu çok açık. Üstelik Erciş'te yıkılan binaların pek çoğu 2000'li yıllarda yapılmış.

Bir bina yapılırken 4 ayrı zamanda 4 ayrı yerden kontrol ve onay gerektiği belirtiliyor. Bu 4 yerden herhangi birinden onay çıkmasa o bina o şekilde yapılamayacak. Bu 4 kontrol mekanizmasının 4'üde mi "gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde?" Binaların yapı denetimlerinde bir zaaf ve aksaklık olduğu çok açık. Bir yandan şunu görüyoruz. Bir binanın içinden fay hattı geçiyor. Binanın zeminini parçalamış geçmiş. Ancak bina sapasağlam ayakta. Diğer yandan ise her iki yanında sapasağlam binalar dururken tuz-buz olmuş binalar var. Bu binaları sadece yapanlar değil buna onay veren tüm denetim birimlerine de çok şiddetli ve caydırıcı cezalar uygulanmalıdır. Sadece ceza vermek değil bundan sonra Türkiye'nin hiçbir yerinde benzeri felaketlerin bu sebepten yaşanmaması için de yapılar kontrol edilmeli ve bundan sonra yapılacaklarda en ufak bir denetim zaafı olmamalıdır. Tüm kamu yöneticileri bundan sorumludur. Adam binayı ucuza getirmek ve maliyeti düşürmek için malzemeden çalmış. Çaldırmayacaksın efendim. Çalana izin vermeyeceksin. Denetleyeceksin. Ülkemizde bu konuda yeterli güzel kanunlar ve yönetmelikler var. Ancak uygulanmayınca işte ortaya bunlar çıkıyor. Neden uygulanmıyor? Çünkü rüşvet, çünkü adam kayırmacılık almış yürümüş. Sonuçta kanunları yürütecek olanlar da insanlar.

Depremde insanları öldüren yıkık binalar,
O yıkık binaları yapanlar malzemeden çalan insanlar,
Malzemeden çalınmış ve kaçak binalara izin verenler rüşvet alan memurlar, oy kaygısıyla buna izin veren politikacılar.
İnsanı malzemeden çalmaya, rüşvet almaya iten şey daha çok para hırsı, güç hırsı ve ahlaksızlık, inançsızlık.

O zaman hemen her sorunumuzda kaşımıza çıkan sebep burada da karşımızda.Temel sorun yine ahlak sorunu.

Geri Dön Geri Dön

YORUMLAR


E-postanız Yayınlanmayacaktır.

Karakter  Kaldı

Başkentimiz Neresidir? (Küçük Harflerle)

Bu İçeriğe Henüz Yorum Eklenmemiş. İlk yorum yazan siz olun.