logo
Her Telden   03.04.2020   394

Corona Virüs Salgını Ne Zaman Biter? Türkiye Ne Yapmalı? Sorularında Benim Görüşlerim

Bu Yazıyı Paylaş:

Çin'in Vuhan kentinde 2019'un Aralık ayında ortaya çıkan ve COVID-19 olarak adlandırılan koronavirüs (corona virüs) vaka sayısı 2 Nisan 2020'de tüm dünyada 1 milyon sınırını aştı. Bilim insanları salgının birkaç şekilde son bulabileceğini öngörüyor. Bunların neler olduklarına ve nelere yol açabileceklerine bakalım.

Sürü Bağışıklığı İle Salgını Bitirme
Türkiye Bilim Kurulu'ndan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan'ın belirttiğine göre hiçbir tedbir uygulanmaz, hiç müdahalede bulunulmazsa, insanlar istediği gibi okula, işe gider, selamlaşır, sarılır ve eskiden olduğu gibi normal yaşamına devam ederse Corona virüsü 2.5 ayda biter. Ancak bu durumda nüfusun büyük bir kısmı aynı anda hastalanır, aynı anda yoğun bakım ihtiyaçları olur. Herkes birden yüklenince hiçbir ülkenin sağlık sistemi bunu kaldıramaz ve tüm sağlık sistemi çöker. Yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklığı düşük olan çok sayıda insan ölür. İngiliz bilim insanlarının sadece İngiltere'de 500.000 olarak öngördükleri ölü sayısının tüm dünyada ne kadar olabileceğini varın siz düşünün.

Bu nedenle şu anda tüm dünyada izolasyon yöntemi uygulanıyor. İnsanların sosyal yaşamdan uzak, mecbur kalmadıkça evlerinden çıkmadan ve çok az insanla temas etmeleri, hijyen kurallarına dikkat etmeleri esasına dayanıyor. Amaç, enfekte olanların bunu başkalarına bulaştırmalarını önlemek. Böylece vaka sayılarını kontrol edilebilir seviyede tutup hastanelerin ve sağlık merkezlerinin yükünü azaltarak sağlık sistemini yeterli şekilde işletebilmek.

Salgın, Enfekte olan En Son Kişinin de İyileşmesi (veya ölümü) İle Son Bulacak Görüşü

Eğer bu salgın, enfeksiyon taşıyan bir tek insan kalmayana kadar devam edecekse buna bir zaman öngörüsünde bulunamayız. Tamamen ucu açık ve tedirgin edici. Bir tek insanın Aralık 2019'da bu virüsü kapması ve yaymaya başlamasıyla tüm dünyada 4 ay içinde 1 milyonu aşkın kişiye virüs bulaştıysa, dünyanın herhangi bir yerinde bu virüsü taşımayan bir tek insanın kalmadığını nereden bileceğiz? Üstelik sadece virüs taşıyan bir tek insanın kalmaması da önemli değil. Virüs taşıyan ve tekrar insanlara bulaştırabilecek bir tek hayvan dahi kalmış olsa yine risk altında değil miyiz? Üstelik bu yazının yayınlandığı günlerde bu virüsün hiçbir belirti vermeden insan vücudunda 47 güne kadar kalabildiği saptanmıştı. Son kişide de bittiğinin tespitini nasıl yapacağız?

Virüs Aşı İle Bitecek Görüşü

Virüse karşı aşı araştırma ve geliştirme çalışmaları dünyanın dört bir yanında yapılıyor. Bilim insanlarına göre aşının bulunması, geliştirilmesi ve test aşamalarının tamamlanıp piyasaya sürülmesi en az 12-18 ay arası bir süre gerektiriyor. Daha önce bu virüs ile enfekte olup iyileşmiş hastaların vücudundan antikorların alınıp geliştirilmesiyle aşı üretimi araştırılıyor geliştiriliyor. Normalde aşı dediğimiz şey virüslerin güçsüzleştirilip insan vücuduna enjekte edilmesi ve vücudun bu zayıf virüse karşı kendi savunma mekanizması ile antikor geliştirip virüsü nasıl yeneceğini öğrenmesi üzerine kurulu bir sistem. Böylece vücudumuz asıl güçlü virüs ile karşılaşınca ne yapacağını biliyor, ya hiç zarar görmeden virüsü yeniyor veya çok az zararla bu savaştan galip çıkıyor.

Aşı tedavi edici değil, yeni vakaların önlenmesine yönelik bir tedbir. Aşı olan kişinin virüse yakalansa dahi çok hafif atlatabilmesini sağlayıcı. Böyle olunca dünya üzerindeki tüm insanların aşılanması gerekecek. En büyük risk grubu olan 65 yaş ve üzeri kişilerden başlanacağı ön görülebilir. Peki tüm dünyadaki milyarlarca insana yetecek aşı ne kadar zamanda üretilir? Ne şekilde uygulanır?

Tedavi Edici İlaçlar

Nasıl ki grip virüsü bulaştığında bazı ilaçlar alıyorsak corona virüse karşı geliştirilebilecek ilaçlarla da yüksek ateş, nefes daralması, akciğerde oluşan tahribatın giderilmesine yönelik ilaçlar bulunabilir. Tedavi edici ilaç şu anda yok ve bulunup geliştirilmesi ne kadar zaman alacak bilinmiyor. Şu anda en bilinen yöntem solunum cihazları kullanılarak yoğun bakım yöntemleriyle hastaların iyileştirilmesi. Zaten tüm bu izolasyon da, bu şekilde tedaviye alınan hastalarda yığılma olmadan ihtiyacı olan tüm hastalara tedavi uygulanabilmesi için.

Enfeksiyon Geçiren Tekrar Yakalanabiliyor

İşin en can sıkıcı yanlarından biri de bu. "Ben bu hastalığı geçirdim artık rahatım" demek mümkün değil. Çünkü iyileşen hasta tekrar virüse yakalanabiliyor. Bulaştırıcı, yayıcı olabiliyor.

Tüm yukarıdaki verilere bakacak olursak bu işin öyle 2-3 ayda biteceğini düşünmek çok fazla iyimserlik olacaktır. Siz 2-3 ay sonra gönül rahatlığıyla okullara, sinemaya, tiyatroya, maçlara, konsere, kafelere, toplu ulaşım araçlarına, seyahate, havlu serecek boş yeri zor bulabildiğiniz plajlara gidebilir misiniz? Artık bu iş bitti diyerek herkesin elinin değdiği yerlere dokunabilir, oturup kalktığı yerlere oturabilir ve hatta yattığı yerlere yatabilir misiniz? Peki ya yüzlerce kişinin bir arada çalıştığı fabrikalarda, atölyelerde ve açık ofislerde çalışabilir misiniz? Buralardaki herhangi birinin halen virüs taşımadığını, size bulaştırmayacağını ve sizin de evdeki anne - babalarınıza bulaştırmayacağınızı nereden bileceksiniz?

Tedavi edici ilaçların veya aşıların bulunması, geliştirilmesi, test edilmesi ve kullanılmaya başlanması en erken 12-18 ay içinde olacak ise ekonomi ve sosyal yaşam ne olacak? (Kaldı ki en kalıcı ve geçerli çözüm ilaç ve aşılarla olacaktır yoksa en son insanın virüsten kurtulması ile bu salgının biteceğini beklersek bunun zaman ucu açık.)

Bu kadar uzun süre insanlar bu izole yaşama nasıl devam edebilecekler? Bunun getireceği ekonomik ve sosyal koşullar ne olacak? Tam olarak güvenilir aşı bulunana kadar insanların toplu olarak yaşamak zorunda kalacakları hiçbir yerin açılmaması gerekecektir. Risk devam ediyorsa okulları, fabrikaları, alışveriş merkezlerini, tiyatro ve sinemaları, spor kulüplerini, kafe ve restoranları, tren ve uçak ulaşımını, toplu taşımayı nasıl açacaksınız? Peki buralarda çalışanlar ne olacak? Bu kişilerin aylarca çalışamayacakları düşünülürse bunların yaşamak için tüketmek zorunda oldukları gıda, temizlik, yakıt ve enerji gibi ihtiyaçları nasıl karşılanacak? Bunun maliyetini çalışanlar mı yoksa işverenler mi üstlenecek?

Çözüme Dair Farklı Görüşler, Eksileri Artıları


Hızlıca ve Hiç Vakit Kaybetmeden (Bir Süreliğine) Merkezi Planlama ve Kamu Ekonomisine Geçmek Görüşüne Göre Düşünürsek

Salgının en az 18 ay süreceğini ve bu sürede yukarıda saydığım her yerin kapalı olacağını ve ne işçinin ne işverenin gelir elde edemeyeceğini düşünelim. İnsanların gıda, temizlik maddesi ve elektrik, su, doğal gaz gibi temel ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır. Üretim de duracağı için yakın zamanda gıda dahil temel ihtiyaç maddelerinin gereksinimleri karşılamasında büyük sıkıntılar olabilir. Örneğin gıda üreticisi çiftçi tarlasını ekemiyorsa veya hasat yapamıyorsa gıda sorunu nasıl çözülür?

İstanbul Halk Ekmek Modeli

İstanbul Halk Ekmek çok temiz ve hijyen kurallarının uygulandığı bir üretim merkezinde İstanbullulara yıllardır ucuz ve kaliteli ekmek sunuyor. Bir merkezde üretilen ekmekler, merkezden satış noktalarına taşınıyor ve bizler de hemen her yerden ulaşabileceğimiz bu satış noktalarından ekmeğimizi güvenerek alıyoruz. Bu çok güzel bir kamu hizmeti. İçinde bulunduğumuz salgın günlerinde de bundan sonra yaşayacağımız salgınlarda da bu model uygulanabilir. Güvenilir bir kamu tesisinde üretim, hijyen kurallarına uygun bir dağıtım ve yaygın noktalardan halka teslim modeli.

İnsanların yaşamak için günde 1200-2000 arası kaloriye ihtiyacı var. Bu kalorinin sağlık için ne kadarının bitkisel, ne kadarının hayvansal gıdalardan alınması gerektiği ve çeşitliliğinin ne olması gerektiği de biliniyor. Askerlik yapanlar bilir. Her askerin alması gereken gıda miktarına göre tedarik yapılır ve bu gıdalar denetimli mutfaklarda pişirilerek askerlerimize sunulur. Bu modeldeki gibi her insanın ihtiyaç duyacağı miktarda temel ihtiyaç maddeleri her vatandaşa ücretsiz olarak sunulur.

Bu şekilde planlı üretim, dağıtım modeline geçilmelidir. Yoksa herhangi bir geliri olmayan insanları aylarca evlere tıkıp bu temel ihtiyaçlarını karşılayamazsanız bunun sonu sosyal patlamadır. İnsanların marketleri yağmalamasına varır. Kaos ortamı doğar.

Tarımsal üretim başta olmak üzere devlet denetiminde başta tahıl olmak üzere temel gıda maddelerini meyve ve sebzeyi üretecek üretim tesisleri hemen kurulmalıdır. Özel sektöre ait olanlarda üretimin devam ettirilmesi için tüm tedbir ve teşvikler hayata geçirilmelidir. Gerek tarlalarda, gerekse bağ ve bahçelerde ekim dikim ve hasat için üreticiye ücretsiz tohum, gübre, ilaç, mazot gibi girdiler sağlanmalıdır. Buralarda çalışacakların virüsten korunmaları için gerekli maske, eldiven ve koruyucu giysi ihtiyaçları tedarik edilmeli ve güvenli bir şekilde çalışmaları sağlanmalı ve denetlenmelidir.

Eskiden Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) depolarında ülkemize birkaç yıl yetecek buğday ve tahıl stokları olurdu. Sonra IMF ve Dünya Bankası'nın dayatmaları ve özel sektörün (yabancı küresel firmaların) önünün açılması için bunlar kaldırıldı. Hiç zaman geçirmeden tekrar açılmalı ve bu depolar doldurulmalıdır. Çünkü bu salgın son olmayacaktır.

İstanbul Halk Ekmek modelinde nasıldı? Bir merkezde ekmekler üretiliyor, sonra bunlar Halk Ekmek dağıtım araçları ile satış noktalarına getiriliyor sonra biz de en yakın satış noktasından o ekmekleri alıyoruz. Burada da yapılması gereken, temel ihtiyaç maddelerinin devlet ve (devlet denetimindeki) özel üretim tesislerinde ihtiyacı karşılayacak kadar üretilmesi. Üretilen bu ihtiyaç maddelerinin virüsten arındırılmış dağıtım araçları ile dağıtım noktalarına nakledilmesi. Vatandaşların da ücretsiz olarak bu noktalardan teslim almaları. Teslim noktalarına gidemeyecek olanlara kamu görevlileri tarafından teslimatın yapılması. Doğal olarak bu süreç temel ihtiyaç maddelerinin karneye bağlanarak halka ücretsiz dağıtılmasını getiriyor.

Bu yöntemle, aylarca herhangi bir geliri olmadan evlerinde kalmak mecburiyetindeki kişilerin ihtiyaçları giderilebilir.

Kamusal yöntemle değil de piyasa koşullarıyla yani kapitalist sistemle halletmeye kalkarsak ne olur?

4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2.200 lira. Kişi başı 550 TL. Buna kabaca temizlik, elektrik, su, yakıt, iletişim gibi harcamaları da eklersek ayda 1000 TL diyebiliriz. 80 milyonluk bir ülkede ayda 80 milyar TL gibi bir rakam karşımıza çıkıyor.

Devlet herkese karşılıksız 1000 TL aylık mı verecek? Verdiği taktirde bunun 12 aylık karşılığı 960 milyar lira yapıyor. Var mı devlette böyle bir kaynak? Yok. Öyleyse devlet ne diyor? Varlık içinde olan yardım yapsın ve biz de varlık içinde olmayana bu kaynaktan yardım yapalım. Eğer kamusal sisteme geçilmeden, mevcut düzene yani liberal ekonomiye en az zarar verilerek sistem yürütülmek istenirse, yapacak başka bir şey de yok.

Devlet koskoca bir gemi. Küçük bir sandal değil. Küçük bir sandala manevra yaptırmak kolay ama büyük bir geminin zordur. Bir kişi için şöyle olsun böyle olsun demek kolaydır ama koskoca bir devleti yönetirken uzun yıllardır olagelmiş sistemi kaldırıp haydi şimdi bunu yapalım demek kolay değildir. Ülkemizde geçmişi yüz yıla dayanan liberal sistem içerisinde oluşan tüm kurum ve kuralları yıkıp yerine yepyeni bir şey koymak öyle kısa sürelerde olabilecek işler değildir.

Devlet Vatandaşa Para Vereceğine IBAN Verip Para İstiyor Eleştirileri

Keşke devletin kasasında bu salgın için ayırabileceği yukarıda belirttiğim miktarda para olsaydı. Devleti yönetenler bundan önce ekonomiyi iyi yönetebilselerdi, dış borcumuz olmasaydı, dünyada para bol iken bunları taşa toprağa değil de üretime yönlendirebilseydik, eğitim ve teknolojide ileri olabilseydik, tarımda hayvancılıkta kendi kendimize yetebilseydik. Keşke bu durumda olmasaydık. Belki bu ders olur da bir an önce siyasiler birbiriyle dalaşmayı bırakıp ülkenin gerçek sorunlarına eğilebilirler. Peki bu olmadığına göre ne yapılacak?

Kamu ekonomisine dönmek zor. Geçmişte büyük çaba ve özverilerle yaratılmış olan çok değerli kamu kurumlarını üç beş kuruşa özelleştiren bir iradeye sahip iktidar varken bunu beklemek abes olur. Bu durumda devletin şu anda tercih ettiği ilk plan yardımlaşma sistemi gibi gözüküyor. Çünkü devlette para yok. Para bulmak zorundasınız. O zaman, durumu olan, olmayana verilmek üzere bağış yapsın. Duygularınızla hareket etmez, sinirlerinize hakim olur ve sadece matematikle düşünürseniz bunun doğru bir yöntem olduğunu görürsünüz.

İkinci bir yöntem. IMF'den borç almak.
Hem borç geri ödemesi hem de borç veren IMF'e ekonominin kaptan köşkünü bırakmayı getireceğinden ilk tercih edilecek yöntem olmamasını anlayışla karşılamak gerekiyor. Çünkü IMF'den ne zaman para alındıysa kaşıkla verilen kepçeyle geri alınmıştır bizden. Hemen üzerine atlanacak bir yol değil. Denize düşen yılana sarılır misali olur.

Para Basmak
Para basmanın en büyük sakıncasının enflasyonu artırmak olduğu düşünülebilir. Ancak 2008 krizinde Amerika'nın karşılıksız milyarlarca dolar basmasının Amerika'da enflasyonu yükseltmediği görüldü. Böyle salgın zamanlarında eğer basılan paraların gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşması sağlanırsa bunun enflasyonu artıracağını düşünmüyorum. Çünkü evinde işsiz ve geliri olmadan oturan insana bunu ulaştırırsanız sanırım arabasını yenilemeyi düşünmeyecektir. Tek yapacağı o parayla en temel ihtiyaç maddelerini almak olacağından enflasyonu artırmayacaktır. Ben bu nedenle para basma ve ihtiyaç sahiplerine karşılıksız nakit yardım yapmanın IMF'den borç almaktan önce düşünülmesi gerektiğine inanıyorum.

Sevgi ve selamlarımla.

Bunları Okudunuz mu?
İstanbul'un Gizli Lezzetleri: Dürümcü Yaşar Usta, Şirinevler

İstanbul'un Gizli Lezzetleri: Dürümcü Yaşar Usta, Şirinevler

Gurme   27.08.2016   4989

Canınız ciğer şiş istediğinde vazgeçilmez bir lezzet mekanı İstanbul Şirinevler'deki Dürümcü Yaşar Usta. Sokak arasındaki bu mütevazı mekanda, kor gibi közde pişmiş ciğerin, acı urfa biberlerinin ve üzerine yiyeceğiniz bol fıstıklı sultaniye tatlısının etkisinden uzun süre kurtulamayacaksınız.

Kelebeğin Ömrü: Yaşam Hırslarla Heba Edilmeyecek Kadar Kısa

Kelebeğin Ömrü: Yaşam Hırslarla Heba Edilmeyecek Kadar Kısa

Her Telden   03.07.2010   7043

Kelebeğin ömrü bir gün. Bir kelebek düşünün, diyor ki "Şu gördüğün onbinlerce çiçek benim, şu gördüğün binlerce ağaç ve ilerideki köy evine kadar olan her şey." Ama kelebekler bir gün yaşar. O bir tek günün sonunda hepsini bırakıp gidecek. Çocukluğuma bakıyorum daha dün gibi

Süleymaniye Camisi ve Çevresinde Gündoğumu Gezisi

Süleymaniye Camisi ve Çevresinde Gündoğumu Gezisi

Seyahat   01.03.2019   2460

Sabah erkenden, henüz gün doğmadan Süleymaniye'de olabilirseniz tarihte bir yolculuk yapıp 1500'lü yıllara gitmiş gibi hissedeceksiniz. Evet sabahın o saatinde sıcacık yatağınızdan kalkıp gitmek zor görünebilir ama gittiğinizde eminim buna değdiğini göreceksiniz. Mimar Sinan'ın bu muhteşem eserinin henüz ışıkları sönmeden, geceden gündüze çalan mavi ile kızıl arası gök yüzünden süzülen ışıklar arasındaki görüntüsü, bahçesinden boğaza bakan manzaranın eşsiz güzelliği sizi büyüleyecektir.

coronavirus, corona virüsü, koronvirüsü, coronavirus turkey, coronaturkey, salgın, virüs salgını, corona ekonomi, ekonomik kriz,

Yorum Yazabilirsiniz

(E-postanız Yayınlanmayacaktır.)
Karakter  Kaldı

Yorumlarınız & Sohbet

Bu İçeriğe Henüz Yorum Eklenmemiş. İlk yorum yazan siz olun.

Yeniliklerden Haberdar Olabilirsiniz!

Web Tasarım